Otuzlu ve kırklı yıllarda dans orkestraları on beş ile yirmi kişiden oluşuyordu. Davulun görevi bu topluluğu taşımak ve dans pistine kesintisiz bir nabız vermekti.
O dönemde ses güçlendirme yok denecek kadar sınırlıydı.
Bu yüzden davulcunun her vuruşu akustik olarak duyulmak zorundaydı. Bas davul her dörtlük vuruşta çalınıyor, sabit bir zemin kuruyordu. Bugün kulağa fazla yoğun gelen bu düzen, o salonlarda bir zorunluluktu.
Büyük orkestra davulculuğunun ikinci özelliği, düzenlemeye eşlik etmesidir.
Nefesli bölümlerin verdiği aksanlar davulda da işaretlenir; bu, partisyonun okunmasını gerektirir. Doğaçlama alanı dardır, okuma becerisi yüksektir.
Üçüncü özellik geçişlerdir. Onlarca ölçülük bölümler arasında yapılan geçişler, tüm orkestraya yön veren işaretlerdir. Bir ölçü şaşan davulcu bütün topluluğu şaşırtır.
Bu geleneğin bugüne kalan mirası okuma disiplinidir. Büyük topluluk çalışması yapan bir kursiyer, nota takibinin neden vazgeçilmez olduğunu doğrudan görür.
Derslerimizde orkestra çalışmalarına katılan kursiyerler için okuma ayrı bir başlık olarak ele alınır.