Samba ve bossa nova sıkça birlikte anılır. Oysa ritmik mantıkları ve tarihsel bağlamları belirgin biçimde farklıdır.
Samba, kalabalık perküsyon topluluklarıyla ve yüksek enerjiyle icra edilen bir sokak ve karnaval geleneğidir.
Bossa nova ise elli yıllarda oda müziği ölçeğinde, yumuşak ve içe dönük bir estetikle doğmuştur.
Samba'yı davul setine aktarmanın temel sorunu, onlarca çalgının ürettiği dokuyu tek kişiye sığdırmaktır. Bas davul surdo'nun işlevini üstlenir ve ölçünün ikinci yarısını vurgular; hi-hat ve trampet ise tamborim ve caixa katmanlarını temsil eder.
Bu uyarlama zorunlu olarak bir özettir.
Bossa nova'da ise davul çok daha seyrek çalınır. Cross-stick ile üretilen kalıp gitarın sağ el figürüyle örtüşür ve parçanın ritmik omurgasını oluşturur. Fırça yaygındır; amaç vurmak değil, dokuyu sürdürmektir.
Her iki türde de clave benzeri asimetrik bir vurgu dizisi vardır. Bu dizinin doğru yerleşmesi, ritmin otantik duyulup duyulmamasını belirler. Yanlış konumlanan bir vurgu, teknik olarak kusursuz bir icrayı bile yabancı hale getirir.
Dinamik seviye burada teknik kadar belirleyicidir. Bossa nova'yı yüksek şiddette çalmak türü tanınmaz hale getirir; samba'yı aşırı seyrek çalmak enerjisini yok eder.
Derslerimizde kursiyerler her iki kalıbı da özgün kayıtlar eşliğinde çalışır.